LALE MANÇO

Evet... Barış'ın da bir rüyası vardı. Yıllarca çalıştı, yarattı, biriktirdi, aktardı… sesini aktardı, müziğini aktardı, okudu yazdı çizdi öğrendiğini aktardı. Hayatın ona getirdiği güzellikleri, Allah vergisi yeteneklerini sevdikleriyle sevenleriyle paylaştı. Tek paylaşamadığı 40 yıllık sanat hayatı boyunca en sevdiği parçalarından oluşan, "Mançoloji" adlı son albümü oldu. Bitirdi ama raflardaki yerini aldığını görmeye ömrü yetmedi... Bir de yaşarken düşlediği rüyasını... "81300 Moda"nın müze olduğunu paylaşamadı sevenleriyle, sevdikleriyle…

Çalışmaktan arta kalan zamanlarda, tek hobisi antika eserler toplamaktı. Yıllarca gittiği her yerde, boş bulduğu her zaman aralığında antikacıları, sergi salonlarını bitpazarlarını dolaşarak, resimler, vazolar, aynalar, heykeller, biblolar hatta arabalar topladı. Her aldığı objeyi, resmi eve getirdikten sonra saatlerce seyrederdi, bazen daha heyecan duyan bir iki dostunu çağırır onlarla da paylaşırdı bu keyfini. Dedim ya paylaşmayı severdi.

Sonra bir gün "Neden?" dedi "Neden bütün sevenlerle paylaşmayayım bütün bunları?" O zaman karar verdi. 81300 Moda müze olacaktı. 18 yıl yaşadığımız, çocuklarımızın büyüdüğü, salondaki çok sevgili piyanosunda besteler yaptığı, birçok dostu ağırladığımız, zaten kendisi de 19. yüzyıldan kalan bu evi, içindeki resimleri, eşyalarıyla birlikte ve bütün yaşanmışlığıyla müze haline getirecekti. Ama ona da ömrü yetmedi…

Ömrünün yetmediğine sevindiğim bir tek şey var. O da daha sonra başımıza gelen bütün o acıları, felaketleri, hacizleri, çok sevdiği arabaların, evinin satıldığını görmedi. Halbuki, onu kaybettiğimiz de ilk düşündüğümüz şey, orayı hemen bir müze haline getirmekti. Daha yaşayacağımız şeyler aklimizin ucundan bile geçmezken..

DOĞUKAN MANÇO

Sevgili babam Barış Manço'nun vasiyetlerinden bir tanesi, hepimizin bildiği 81300 Moda adresindeki köşkün bir müzeye çevrilmesiydi.

Zaman karşımıza çok zorlu şartlar getirdi ve neredeyse bu vasiyetin yerine gelemeyeceği noktaya kadar derinlere sürükledi ailemizi.

Uzun yıllar bu köşk için savaş verdik ve gücümüzün bitmeye başladığı noktada Kadıköy Belediyesi hem Barış Manço'ya hem onun evrensel değerlerine dolayısıyla da ailesine sahip çıkarak bu köşkün müzeye dönüştürülmesi için canla başla çalıştı ve başardı.

Sayın başkanım Selami Öztürk'ün ve onun liderliğindeki Kadıköy Belediyesi’nin hakkını ödememiz çok zor çünkü gördük ki Barış Manço dendiği zaman apaçık şunu gösterdiler bize, gelecek nesillere halka mal olmuş bu insanı ve felsefesini taşımak değer vermekten geçiyor.

Başta Başkanıma ve Kadıköy Belediyesi’ne sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim.

BATIKAN MANÇO

Evet... Barış'ın da bir rüyası vardı. Yıllarca çalıştı, yarattı, biriktirdi, aktardı… sesini aktardı, müziğini aktardı, okudu yazdı çizdi öğrendiğini aktardı. Hayatın ona getirdiği güzellikleri, Allah vergisi yeteneklerini sevdikleriyle sevenleriyle paylaştı. Tek paylaşamadığı 40 yıllık sanat hayatı boyunca en sevdiği parçalarından oluşan, "Mançoloji" adlı son albümü oldu. Bitirdi ama raflardaki yerini aldığını görmeye ömrü yetmedi... Bir de yaşarken düşlediği rüyasını... "81300 Moda"nın müze olduğunu paylaşamadı sevenleriyle, sevdikleriyle…

Çalışmaktan arta kalan zamanlarda, tek hobisi antika eserler toplamaktı. Yıllarca gittiği her yerde, boş bulduğu her zaman aralığında antikacıları, sergi salonlarını bitpazarlarını dolaşarak, resimler, vazolar, aynalar, heykeller, biblolar hatta arabalar topladı. Her aldığı objeyi, resmi eve getirdikten sonra saatlerce seyrederdi, bazen daha heyecan duyan bir iki dostunu çağırır onlarla da paylaşırdı bu keyfini. Dedim ya paylaşmayı severdi.

Sonra bir gün "Neden?" dedi "Neden bütün sevenlerle paylaşmayayım bütün bunları?" O zaman karar verdi. 81300 Moda müze olacaktı. 18 yıl yaşadığımız, çocuklarımızın büyüdüğü, salondaki çok sevgili piyanosunda besteler yaptığı, birçok dostu ağırladığımız, zaten kendisi de 19. yüzyıldan kalan bu evi, içindeki resimleri, eşyalarıyla birlikte ve bütün yaşanmışlığıyla müze haline getirecekti. Ama ona da ömrü yetmedi…

Ömrünün yetmediğine sevindiğim bir tek şey var. O da daha sonra başımıza gelen bütün o acıları, felaketleri, hacizleri, çok sevdiği arabaların, evinin satıldığını görmedi. Halbuki, onu kaybettiğimiz de ilk düşündüğümüz şey, orayı hemen bir müze haline getirmekti. Daha yaşayacağımız şeyler aklimizin ucundan bile geçmezken..